Notlar

Uzun zamandır yazmıyordum. Gelecekte bakıp hatırlamak için, son günlerdeki bazı önemli hadiseleri not ediyorum.

  • Mars’ta helikopter uçurmuşlar.
  • Seçkin 12 Avrupa takımı, 3 takımı daha kalıcı üye yaparak, 5 takımın da performansa göre alınacağı bir Avrupa Süper Ligi kurdu. Bildiri UEFA ve FIFA tarafından kınandı.
  • Çad Devlet Başkanı İdris Debi, seçimleri tekrar kazandıktan kısa zaman sonra, isyancılarla çatışma hattına gitti ve hayatını kaybetti.
  • Vaka sayıları rekor kırıyor. Bugün dolar ve euro da yüksek.

Hayırlı ramazanlar!

Enes DENİZ

Yeni rektörümüz hayırlı olsun…

Önceki rektör Mehmed Özkan ile alakalı büyük çaplı bir rahatsızlık vardı zaten. Bugün de yeni rektörümüz atanmış. Yakın zamanda, pandemiye rağmen eğitimin katı yürütülmesi ve öğrenci taleplerinin dikkate alınmaması da çokça protesto edilmişti. Bunca memnuniyetsizlik içinde böyle rektör atanırsa, atanan rektör de üniversitenin ve akademinin ilkelerinden bihaber olursa olacağı budur zaten.

Hem sosyal medyada hem de bir araya gelinerek tepki gösteriliyor ve gösterilecek. Twitter’da #KayyumRektörİstemiyoruz etiketi ile protesto ediliyor. Pazartesi saat 14.00’de de Güney Kampüs’te eylem yapılacak. Boğaziçi zaten en başından beri özerk ve muhaliftir. Sosyal medya farklı görüşlerin bilhassa gençler arasında yayılışını hızlandırmışsa da Boğaziçi, yabancı menşeli fikir ithalatı konusunda Türkiye ortalamasından yıllarca ileridedir. Bunu rektörle kontrol etmek, üniversitenin felsefesi değişmedikçe zor olur ve ters etki yapar. Ben her şeye bağırıp başka sesleri bastırmayı ve gerginlik çıkararak eylem yapmayı hobi edinmiş, kendi sesini duyurmak iddiası ile kibirli davranan gereksiz aktivistlerden değilim. İktidara sadece muhalefet için, her ne şartta ve ne pahasına olursa olsun muhalefet eden taifeden de değilim. Akademiye tapınan entellerden de değilim. Dersleri, eğitim şeklini ve sürekli propagandası yapılan fikirleri nasıl gördüğümü de bilenler bilir; bilmeyenleri de öğrenmekten alıkoymuyorum. Tüm bunlarla birlikte, sıradan bir öğrenci olarak soruyorum: Boğaziçi doktora tezinde intihal yapmış beyefendi rektör oluyorsa ben niye yapmayayım? Dersleri anlamsız buluyorum ama neticede diploma denen muazzam şeyi almak için biz bunca emek veriyoruz. Bütün derslerimizin izlencelerinde (syllabus) akademik dürüstlük vurgulanır ve intihal, öğrencinin ödevden F alması, disiplin kuruluna sevki ve asistan olamaması gibi yaptırımlarla sonuçlanır. Şu anda hatırladıklarım bunlar. Biz asistan bile olamıyoruz; beyefendi rektör oluyor. Tabii, bunun neden atama kararından hemen sonra ortaya çıkarıldığını ve o tezi Boğaziçi hocalarının nasıl kabul ettiğini de kendime soruyorum.

Hayırlısı…

Enes DENİZ

Bayramımız mübarek olsun.

Büyüklerimiz bize, icat edip oynadıkları oyunları, çocukluklarını, imkanın az ama paylaşmanın çok olduğu zamanları anlatırdı; ben de kendime sorardım: “Biz ne anlatacağız çocuklarımıza? Paylaşım denince akla sosyal medya gelen bu devir nasıl yadedilecek?”.
Ve bize “Aaahh, nerde o eski ramazanlar?” diye başlayan sözler söylerlerdi. “Eskiden bayramların tadı bir başkaydı. Şimdi bir kişi, bayram için tatil planı yapmamışsa, bir aramayı bile çok görüp mesaj gönderiyor.” derlerdi.
Biz bunlardan bahsedemeyeceğiz ama biz de öyle ilkler yaşadık ki…
Artık bizim de anlatacaklarımız var ama bizim cümlelerimiz, büyüklerimizinki gibi hasretle kurulmayacak galiba.

Allah kıymetini idrak ettiğimiz, bir ve beraber olduğumuz nice ramazanlara, bayramlara eriştirsin bizi. Bayramımız mübarek olsun.

Enes DENİZ

Hoş geldin ya şehr-i Ramazan!..

Hep duyarız bu sözü. Şimdi bir ramazana daha erdik elhamdülillah. Bir de, “Nerde o eski ramazanlaar?”, benzeri sorular vardır büyüklerimizden duyduğumuz. Biz görmedik o özlemle yadedilen ramazanları, ama şimdi biz de soruyoruz aynı soruyu: “Nerde o eski ramazanlar?”. Bizim oruçlarımızı uyku tutardı; iftarlarda da biraz (!) riya, biraz da israf ederdik amma… birlikte olurduk. Normalde farz namazları kılmayanlar, sünnet olan teravihi cemaatle kılardı ama o vesile ile yatsı namazını da kılmış olurdu. İmamlar, namazı hızlı kıldırdıkları ölçüde beğenilirdi; ama camiler dopdolu olurdu. Sahura kadar uyunmaz ve sahurdan sonra sabah namazı kılınmadan yatılır, sonra ikindi vaktinde kalkılır ve “(İftara) kaç saat var?”, diye sorulurdu ama oruç tutulurdu. Orucu ezan okununca değil, “top patlayınca” açardık ama ikisi de aynı vakit. Hatta bazılarımız ezan okunduğu için açardı orucunu. Her nekadar, ezanın “حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ” çağrısından bihaber olsalar da… Bayram için tatil planları yapılırdı ama “şeker bayramı” adıyla da olsa bir bayram bilirdik. Şimdi tüm bunlardan mahrumuz. Seni de sadece “ihtiyacımız olunca” hatırlıyoruz ama sen bize daima rahmet ve merhametinle muamele et ya rabbi! Bizi rahmetinden de mahrum bırakma! Bu ramazanı ümmet için bir ibret kıl ki, biz daha fazla sapıtıp helak olmayalım.

Amin!