Mevlid Kandili

Ya Rasulallah! Senin viladetin Mecusilerin ateşini söndürüp Kisra’nın hükümranlığını sarsmıştı ya, şimdi de sen bir güneş gibi üzerimize yeniden doğsan, ahlakınla ve sünnetinle hayatımıza tekrar girsen kisraların hakimiyeti sarsılır mı? Bir dergi, ifade ve basın özgürlüğü çerçevesinde sana hakaret ediyor. Biz yine de senin doğumunu kutlayabilir miyiz, ey sevgili? En sevgili!.. Sen ki alemlere rahmet olarak gönderildin (Enbiya 107). Bunca sapkınlık yapılırken sen bize şefaat eder misin ya Habiballah?

Güneş’i ve Ay’ı, geceyi ve gündüzü bir ölçü ile yaratan Allah’a yemin ederim ki Güneş’i batırdıktan sonra onu doğuran da Allahtır.

Enes DENİZ

Ali Karahasanoğlu’nun Bir Yazısına Cevap

Başlıkta “Cevap” yazdım ama galiba “Soru” desem daha iyi olacaktı. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Siyasi anketleri bir yana bırakın da, tüm vatandaşların anonim olarak dinini belirttiği bir anket yapın bakalım! Vatandaşlarımızın yüzde doksan sekizi Müslümanmış ve inancı gereği beş vakit namaz kılarmış. Subhanallah! Diğer yüzde 2’nin tamamı da nereye gitsem benimle mi ki ben aksi durumdaki bunca kişiyle karşılaşabiliyorum?

Hamasi iyimserliği bir yana bırakın, bu vatanın hamuru İslam’la yoğurulmuştur söylemine, o hamura fazlaca su katıldığı hakikatini de ekleyin ve bir kez daha düşünün. Tefekkür edin.

Gençlerin, siyasi iktidar ve diğer İslamcı yapılar hakkındaki kısmen manipülatif propaganda neticesinde İslam’a nasıl cephe aldığını biraz olsun araştırın.

Yakın zamanda Nihat Hatipoğlu bira içen kızlar görmüş de hayret etmiş. Aman, daha fazlasını görse hocamızın sıhhati bozulurdu maazallah!

Kuşak çatışması denen şey hep gündemdeydi ama bir genç kardeşiniz olarak muhterem büyüklerime, bunun son yıllarda dehşet verici bir hal aldığını ve doğru şeylerin ivedi surette yapılmasının da zaruri olduğunu söylemeyi vazife addederim. Gençleri kendi dünyanızdan görmeniz, elim bir felaketin habercisi olabilir. Biz masum değiliz ama siz bizi anlamak için ne yaptınız?

Eski/yeni Türkiye söylemini de sadece siyasi bağlamda kullanmayı bırakıp bir de sosyolojik mukayese yapın. Ve sorun. Siyaset ve hizmetler hakkında değil, toplumun ve gençlerin tavır ve fikirleri hakkında sorun. Nerdeeeen nereye?..

Erdoğan’ın, Ermeni ve Kıbrıs meseleleri başta olmak üzere dış politikadaki çıkışlarını, muhaliflere verdiği cevapları dinleyip hamasete teslim olarak gerçek dümyayı unutmayın. Aynı Erdoğan’ın, Batı taklitçiliğini, sapkın ideolojileri ve fikri iktidar kavramını son zamanlarda gittikçe artan şekilde vurguladığı konuşmalarını da dinleyin ki kurduğunuz büyük Türkiye hayali kabusa dönmesin.

Enes DENİZ

Türkiye’de “Kürt” Varlığı için İki Ciddi Tehdit: Ezan ve Kurban

Bundan 6 yıl evvel birileri, Kobani’nin “cihatçı teröristler” tarafından kuşatıldığı iddiasıyla, “Kürtleri” “cihatçılardan” korumak gerekçesi ile halkı sokağa çağırdı. Kurban kesiminden elde edilen eti ihtiyaç sahiplerine teslim etmek isteyen “cihatçı” Yasin Börü, bu “demokratik ve barışçıl” gösteriler esnasında “özgürlük savaşçıları” tarafından öldürüldü.

Birkaç ay önce ise Ankara’da bir cinayet işlendi. İddiaya göre maktul, Kürtçe müzik dinlediği için vahşice katledilmişti. “Cihatçılar” Yasin Börü’nün intikamını mı almak istemişti acaba?

Kısa süre sonra resmi makamlardan gelen açıklamalarla öğrendik ki vaziyet bundan çok farklıydı. Barış Çakan, “barış ve demokrasi için mücadele eden” her “direnişçi” gibi Kürtçe müzik dinlediği için değil, her “cihatçı” gibi ezana değer verdiği ve aslında müzik dinleyenleri uyardığı için öldürülmüştü.

Ezana saygılı olunmasını istediği için katledilen bir genci ırkçı ve manipülatif provokasyonlarına alet etmeyi ustalıkla başaranlar ise bu kurgulanmış Barış Çakan’a verdikleri değeri Yasin Börü’ye asla vermeyeceklerdi. Tabii, Barış Çakan’ın aslında ezana saygılı olunmasını istediği için katledildiğini öğrenen bazıları için Yasin Börü de artık o gerçek Barış’tan çok farklı olmayacak. İkisi de “cihatçı” neticede.

Neden, olaylardan 6 yıl sonra operasyonlar yapıldığını soranlara gelince, emniyet güçlerinin olaylar esnasında neden hiçbir şey yapmadığını bilmek çok daha öncelikli olabilir.

“Cihatçı teröristlerin” “özgürlükçü aktivistlerce” katline ve emniyet güçlerinin tepkisizliğine ilişkin şu videoyu izleyebilirsiniz.

Bu 6-8 Ekim olayları yeni kararlarla tekrar gündeme gelmişken ve Karabağ meselesi de gündemdeyken şunu da sormuş olayım: AK Parti’nin siyasi menfaat gözeterek ülkücü, ulusalcı ve diğer milliyetçi gruplarla ittifak yaptığını vurgulayanlar, İP-HDP ittifakı hakkında ne düşünüyor? Bu ittifakta SP’nin varlığı da ayrı bir konu ama onu daha önceki bir yazımda ele aldım.

6-8 Ekim olaylarında şehadete eren tüm yiğitlere selam olsun!

Enes DENİZ

Birkaç Soru

Kadına Yönelik Şiddet

Birkaç dakika önce duydum. Son olarak Tuba Keleş eklenmiş cinayet mağduru kadınlar listesine. Böyle listeler yapıp istatistik topluyorlar, bu konuyu her defasında çok sıra dışı bir şey gibi konuşup sıradanlaştırıyorlar ve verilen tepkiler otomatikleşiyor, adalet sisteminden şikayet ederek onun caydırıcı olmadığını düşündürüyorlar ve cinayete meyilli kimseleri cesaretlendiriyorlar. Kadınları da şiddet mağduru oldukları için değil, kadın oldukları için destekliyorlar. Herkes bu konuyu “kadına yönelik şiddet” diye ifade ediyor. Şiddet, (faili kim olursa olsun) şiddettir; mağdur, (kim ve hangi cinsiyete mensup olursa olsun) mağdurdur; suçlu, (kim ve hangi cinsiyete mensup olursa olsun) suçludur. Şiddet mağdura yönelmiştir. “Kadın”, “mağdur”un eş anlamlısı olduğu için mi onun yerine bu kadar kullanılıyor? Eğer böyleyse bunu TDK’ye bildirelim de bu çok ciddi konuya bir el atıp sözlüklerini güncellesinler; yoksa kadınlarımız mağdur olur. 🙂

Son haftalarda, sadece maske takma tartışmasından ötürü kaç kadın polise hakaret edip bir de tacize uğradığını iddia etti ya da bir çocuğu darp etti? Şimdi biz, bu kadınlar şiddet uygulamadı, mı diyeceğiz? Şiddet uyguladıkları açık. Peki, artık “şiddet” kelimesini “kadına yönelik şiddet” olarak değiştirdiğimize göre, bu kadınlar kadına yönelik şiddet uyguladı, mı diyelim? Mağdurların çoğu erkek. Kadınlar sadece şiddet uyguladı. Şiddetin şiddet olması için kadına yönelik olması gerekmez. Peki, şiddet uygulayan kadınlara ne kadar tepki gösterildi? Onların yaptığı da “KADIN KAYNAKLI ŞİDDET” diye manşetlerde veya sosyal medyada yer aldı mı? Ben bunun yapılması taraftarı değilim. Sadece soruyorum.

Şiddet, kadına yönelik de değildir, kadın kaynaklı da.

Şiddet şiddettir; mağdur mağdurdur; suçlu suçludur.

Kobani ve Karabağ

Kobani olaylarının 6. yıldönümünde operasyonlar yapıldı, Azerbaycan Ermenistan’a karşı hücum başlattı, HDP Meclis’teki bildiriyi imzalamadı.

“Bir de imzalamasını mı bekliyordun? Türkiye’de Kürtlerin haklarını savunan tek parti, şovenist ve hamasi Türkçülüğe boyun eğmez!”

Peki, Arapların hakkını savunsunlar o zaman. Kobani’de gösterdikleri duyarlılığı(!) Türkiye’ye iltica eden, katledilen, yerlerinden edilen Araplar için de göstersinler. PKK’nın kaçırdığı evlatlarını isteyen Kürtler için göstersinler.

Mesele Azerbaycan’ın Türk devleti olmasının yanı sıra PKK ile Ermenistan arasındaki ilişkidir. Birileri, “maalesef” diyerek, Türkiye’nin Azerbaycan’a silah yardımı yaptığını (ve “cihatçı” gruplar gönderdiğini) söylemeden önce Ermenistan’da savaşan teröristlerle ilgilense iyi eder. Burada “maalesef” denecek şey de budur. Tabii, malum üçlünün neden şimdi ateşkes çağrıları yaptığı üzerinde düşünmek de bir başka seçenek. Türkiye’yi terörle ilişkilendirme çabasından çok daha makul bir seçenek.

Hayırlı cumalar,

Enes DENİZ