Hoş geldin ya şehr-i Ramazan!..

Hep duyarız bu sözü. Şimdi bir ramazana daha erdik elhamdülillah. Bir de, “Nerde o eski ramazanlaar?”, benzeri sorular vardır büyüklerimizden duyduğumuz. Biz görmedik o özlemle yadedilen ramazanları, ama şimdi biz de soruyoruz aynı soruyu: “Nerde o eski ramazanlar?”. Bizim oruçlarımızı uyku tutardı; iftarlarda da biraz (!) riya, biraz da israf ederdik amma… birlikte olurduk. Normalde farz namazları kılmayanlar, sünnet olan teravihi cemaatle kılardı ama o vesile ile yatsı namazını da kılmış olurdu. İmamlar, namazı hızlı kıldırdıkları ölçüde beğenilirdi; ama camiler dopdolu olurdu. Sahura kadar uyunmaz ve sahurdan sonra sabah namazı kılınmadan yatılır, sonra ikindi vaktinde kalkılır ve “(İftara) kaç saat var?”, diye sorulurdu ama oruç tutulurdu. Orucu ezan okununca değil, “top patlayınca” açardık ama ikisi de aynı vakit. Hatta bazılarımız ezan okunduğu için açardı orucunu. Her nekadar, ezanın “حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ” çağrısından bihaber olsalar da… Bayram için tatil planları yapılırdı ama “şeker bayramı” adıyla da olsa bir bayram bilirdik. Şimdi tüm bunlardan mahrumuz. Seni de sadece “ihtiyacımız olunca” hatırlıyoruz ama sen bize daima rahmet ve merhametinle muamele et ya rabbi! Bizi rahmetinden de mahrum bırakma! Bu ramazanı ümmet için bir ibret kıl ki, biz daha fazla sapıtıp helak olmayalım.

Amin!