Kör(lüğe) Bakış

Körlüğü bir körün gözünden, mümkün mertebe ayetler ve hadisler ışığında görmeniz için gayret edeceğim. Tamam da, gözümüzün önünde bir COVID-19 varken, dünyanın gözü Corona Virus haberlerindeyken mi, diye sorabilirsiniz. Kusuruma bakmayınız. Göz açtırmayan yoğun programlar ve vaktin göz kamaştırıcı hızla akışı nedeni ile, şimdi, göz açıp kapayıncaya dek geçecek bu vakitte nasip oldu yazmak. Gözden kaçırdıklarım olursa mazur görünüz. Mazur görmekle göz yummak veya görmezden gelmek arasındaki fark da göz ardı edilmemeli tabii. Neyse, ben görüşlerimi aktarayım artık. Görünüşe bakılırsa fazla uzattım.

“İslam dini, engellilere değer verilmesini öğütler. Yüce kitâbımız Kur’an’ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde bu hususa çok kez vurgu yapılır. Müslüman, engellilerin de toplumun bireyleri olduğu bilinci ile hareket etmeli, onlara kardeşlik hissi ile destek vermeli, ihtiyaç duydukları konularda yardımcı olmalıdır.”

“Âmâ kardeşlerimiz… Evet, engelli olanlar, aslında onlar değil. Engelli olan biziz. Onlar, gönül gözü ile görüyorlar.”

Bu tür cümleleri ben hutbelerde, vaazlarda, sohbetlerde, konuşmalarda fazlasıyla duyuyorum. Güzel, ama söylenecek başka hiçbir şey yok mu? Muhatapta acıma ile karışık takdir uyandırma amaçlı duygusal edebiyat yapıp engellileri de “teselli etme” saçmalığı ne zaman terk edilecek? Bizim hoca taifesi dinleyenleri ağlatadursun; engelli dernekleri toplantılarında engellilere alkol ikram ediyor. Öğretmenleri, körler okulunda okuyan öğrencilere, kendilerini kör eden bir tanrının adil olamayacağını söylüyor. STK’ler, engellileri pek çok alanda himaye edip maddi yönden desteklerken kendilerine minnettar ve bağlı kılıyor, manevi olarak da istediği gibi yetiştiriyor ve reklam malzemesi olarak kullanıyor. Ailelerin (b)ilgisizliği, körlerin imanına ve geleceğine mal oluyor. En acı olanı ise mütedeyyinlerin(?) ve İslami hassasiyetleri gözetme iddiasındaki (siyasi) yapıların da diğerlerinden çok farklı olmaması. Tüm bunlar ne zaman idrak edilecek? Kör müsünüz?

Soruyu sorduksa cevabını da vermek lazım gelir. Deneyelim.

Ben konuyu körlerle sınırlayacağım. Öncelikle, üslubun yanı sıra söylenenlerin de yanlış olduğunu; Kur’an’da körlerin değer görmek bir yana, açıkça hedef alındığını ayetlerle kanıtlamak isterim.

KUR’AN’DA KÖRLERE HAKARET EDİLİYOR.

Aşağıdaki ayetleri inceleyiniz. Müslümanların on dört asırdır bu denli tazim ve takdis ederek okudukları kitapta körlere nasıl hakaret edildiğini göreceksiniz. Körlerin niçin bu kadar rahatsız olduğunu da bir nebze olsun daha iyi anlayacağınızı sanıyorum.

  • Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler. (A’raf 64)
  • Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. (Bakara 17-18)
  • Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. (Yasin 9)
  • Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi? (Yasin 66)
  • Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır. (İsra 72)
  • Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız. (İsra 97)
  • (Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.  (Hac 46)
  • Onları (azabın geleceği) belli süreye kadar, körlükleri ve şaşkınlıkları içinde kendi hallerine terk et. (Mü’minun 54)
  • Şayet o Kur’ân’ı, Arapça olmayan bir dilde indirseydik: “Ayetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Arapça olmayan bir kitap ve Arap (bir Peygamber)!” derlerdi. De ki: “O, iman edenler için hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerinse kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’ân), onlar için körlüktür. İşte bunlar, kendilerine uzak bir yerden seslenilen (insanlar gibidirler. Kur’ân’ı duymaz ve anlamazlar). (Fussilet 44)

Son olarak, aşağıdaki ayetleri örnek vereceğim:

“(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resulüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak ve (Allah’tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.” (Abese 1-10)

Bu son örnekleri ayrı yazdım; çünkü burada iki farklı çeşit körden bahsediliyor:

Birincisi, Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem), ihtida etmeleri ümidi ile kendilerine tebliğ ve davette bulunduğu; ancak basiretten mahrum, yukarıdaki ayetlerin de muhatabı olmuş zavallılar.

İkincisi ise, görüşünü (basar), ancak pek kısa bir dünya hayatı için yitirmiş kimse. İşte, nüzulüne vesile olduğu ayetlerde zikredilen ve ikinci grubun faziletçe ilk üyesi olan kişi, bizim Abdullah ibn-i Ümmü Mektum diye bildiğimiz güzide sahabi. Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) üç müezzininden biri ve gazvede bulunduğu vakitlerde Medine’ye vekil tayin ettiği kişi. Kur’an ve hadis hafızı. Cephede cihat etmekle mükellef olmadığı halde Kadisiye Savaşı’nda şehadet mertebesine eren mübarek insan. Allah ondan razı olsun. Şefaatini bize nasip etsin.

Aşağıdaki hadis-i kudsi de, Hz. Enes bin Malik’ten (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Abdullah ibn-i Ümmü Mektum hazır bulunduğu esnada, Hz. Cebrail tarafından müjdelendi:

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ 7)

Âmâ ama…

“Sen âmâsın ama

  • senin kalp gözün açık.”
  • üzülme. Sen cennette göreceksin.”
  • Allah bir şeyi alınca onun yerine başka bir şey veriyor. Siz daha iyi duyuyorsunuz, değil mi?”
  • sizin hafızanız çok kuvvetli. Benim, senin gibi (âmâ) bir …-ım/-im/-um/-üm var, o da böyle, insanları sesinden tanıyor.”
  • maşallah! Ne güzel müzik çalıyorsun!/Sesin ne güzel!”
  • helal olsun! Normal insanların yapamadığını yapıyorsun.”

Benim kalp gözümün açık olduğunu size kim, ne vakit kanıtladı? Vaziyet hakikaten böyle ise, bunu bilmeyi ben de çok isterim. Körleri ya da diğer engellileri günahlardan men eden ve azaptan muaf tutan bir şey mi var? Bütün engellilerin otomatik olarak cennete gitmesi gibi bir kanun yok. Varsa da ben görmedim. İstihdamda zorunlu engelli kontenjanı değil bu. Bu yazıyı Allah’ın izni ile yazmamı mümkün kılan akıl ve iradenin, nefsime uymasından Allah’a sığınırım. Siz Ebubekir ya da Aişe misiniz ki ben Abdullah ibn-i Ümmü Mektum olayım? Evet, köre güçlük olmadığı Kur’an’da buyurulmuş; ancak bu, mesul olduklarımı yapma mükellefiyetini benim üzerimden almıyor. Allah’ın, kişiye ancak taşıyabileceğini yüklediğine iman etmedik mi? Evet, cuma namazına gitmem farz olmayabilir. Camiye ulaşmam mümkünken cemaati terk etmem Müslümanlığa ne derece yaraşır peki? Gören, gözü ile mi gıybet ediyor ki görmeyen bunu yapamasın? Bu arada, görmemenin beni, harama bakmaktan alıkoyduğunu da ifade etmem gerekir. Bu ne büyük nimet!

Allah senin gözünü dünyada aldı ama sen cennette göreceksin, benzeri teselli çabalarına gelince, evvela, Allah benim gözümü almadı. Sadece görmüyorum. Ayrıca, yukarıda izah ettiğim gibi. Cennete gireceğimizi bildiniz, bir de göreceğimizi mi müjdeliyorsunuz? Siz, gaybe iman edenler misiniz, yoksa onu bildiklerini iddia edenler misiniz? “Üstteki hadis ne o zaman?”, diye soranlara yeniden hatırlatmak isterim ki o, ancak hak edenler içindir. Allah, onlardan olmayı nasip eylesin.

Görenlerden daha iyi duyduğumuz, daha doğrusu işitsel uyartıları daha iyi ve dikkatli değerlendirdiğimiz genelde doğru; doğru olduğu kadar da doğal ve gerekli. (İşitsel) hafızamızın daha kuvvetli olduğu da doğru ve bu da çok doğal. Siz yüzleri nasıl tanıyorsanız biz de sesleri öyle tanıyoruz. Görmeyenin müzik çalması veya şarkı ya da ilahi söylemesi, görenin resim çizmesinden daha garip değil.

(Profesyonel) bir okçuyla aynı isabet oranını yakalamanız ne kadar muhtemel? Siz de okçuysanız başka tabii. Peki, yıllardır ok atan birine, “Sen nasıl böyle her seferinde 12’den vuruyon kardeşim? Rastgele fırlatsan ok yine gidiyo, çat diye 12’ye saplanıyo. Biz on iki atış yapıp birini 12’ye denk getirsek ne ala!” demeniz ne kadar makul olur? Peki, ya her okçudan mükemmel yemek yapmasını beklemeniz?

* Okçuluk örneğini özellikle seçtim çünkü profesyonel olunmadan da tam 12’den vurulabilir. Görenler de daha iyi dinleyiciler olmayı öğrenebilirler.

“Normal” insanların yapamadığını yaptığımızın söylenmesi de bir başka büyük hata. Ben hiç sormadım ama bir kör size, “Ne demek istiyosun sen? Ben anormal miyim?” diye sorarsa hiç şaşırmayın. İyi niyetle de olsa, yapılan bu tür hataları affetmeyecek çok fazla kör tanıyorum. Benim de affetmeyeceğim diğer bir hata var ki, ondan sakınınız. Aşağıdakilere benzer sözleri derhal ve ilelebet terk etmenizi azami önemle rica ediyorum:

  • “Yazık! Hayat sizin için çok zor mu?”

Evet, yazık! Teselli ettiğini sanırken aciz muamelesi edenlere ne yazık! Yaptığımız küçük bir şeyi hayret ve hayranlıkla karşılayanlara/karşılar görünenlere, körlerin ancak ellerinde bir enstrümanla sokakta dilenebileceğini düşünenlere çok yazık! Evet, yapamadığımız şeyler var elbet. Okçudan aşçılık bekleyemeyiz mesela. Galiba bunu, görenler de yapamıyor. Bu arada, körlerin pek çoğu, onlara imkan veril(e)mediği için, enstrüman çalıp dilenmekten çok fazlasını gerçekten yapamıyor. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem) müezzini hakkındaki vaazları ya da Kur’an tilavet eden bir körü dinlerken göz yaşı dökenlerle, dinlediklerinden ibret almayanlar, aynı kişiler.

Zorluk meselesine gelince, bizim de sizinle aynı dünyada yaşadığımızı, elhamdülillah yaşayabildiğimizi yeniden hatırlatmam gerekecek. Çoğu şeyi benzer şekilde yapıyoruz zaten. Uzaylı falan değiliz yani. Bana, “Siz görmeden nasıl yemek yiyosunuz?” diye soranlar oluyor. Bir tabakta, sınırlı bir alandaki yemeği alıp yemek genelde çok zor değil. Yemeğe göre değişebiliyor tabii. Bir de görmeden ağzımızı nasıl bulduğumuzu soranlar var. Siz aynayla mı yemek yiyorsunuz?

Çoğu şeyi benzer şekilde yapıyoruz dediysem fark yok değil tabii. Mesela elektrik kesildiğinde şartlar eşitleniyor ve biz, görenlerin kurtarıcıları oluyoruz. Körebe oynarken orijinal bir kör ebe olmak, gözlerimi herhangi bir şeyle kapatmaya ihtiyaç duymamak ve görenleri, gerçekten görmediğime inandırmak zorunda olmamak… İmam, yatsı namazının, tamamen karanlık çöktükten sonra kılınabileceğini söylediğinde, “Hocam, ben hep yatsı namazı mı kılacağım?”, diye sorabilmek… Birine çarptığımda, görmedim, diyebilmek… Bunlar da körlüğün bonuslarından sadece birkaçı. Tabii, bu, buz dağının görünen kısmı. Bir de ancak körlerin görebileceği kısım var. Velhasıl, hayat, siz onu zorlaştırmadıkça, bizim için çok da zor değil aslında.

  • “Geçmiş olsun.”/“Allah şifa versin.”

Amin! Allah her birimize, evvela kalplerimize şifa versin. Başka ne denir ki?

Elim bir hastalığa düçar olmuş bir kişiyle konuşur gibi davranmayın. Allah cümlemize sıhhat ve afiyet versin.

Birkaç Tavsiye

  1. “Bu tarafta.”, “Bak, orda.”, “Şurdan dümdüz git.” gibi ifadeler kullanmak yerine yönlerle tarif edin ve bizim konumumuzu esas alın. Bizim karşımızdaysanız bizim sağımız, sizin solunuz olacaktır. Bir açıklama yaparken bir şeyi işaret edip, “Şunu görüyo musun(uz)?”, diye sormayın. Bunlar, çoğunu görenler oluştursa bile, içinde körlerin bulunduğu gruplar için de geçerli. Unutmanız, alışmakta güçlük çekmeniz tabiidir. Sadece daha dikkatli olmayı deneyin.
  2. Bize ismimizle hitap edin. Sadece “sen” dediğinizde bu “sen”in kim olduğunu bilemeyiz.
  3. “Kör/görme engelli” sıfatlarının bizi inciteceğini düşünerek “âmâ” kelimesini kullananlar ya da diyecek bir şey bulamayıp “senin gibi” diyenler veya kekeleyenler var. “Senin gibi” ne demek? Yaptığı işi söylemekten utandığınız bir ahlaksız için, “Onun gibilerden Allah bizi muhafaza etsin.”, diyebilirsiniz mesela. Ben, görmemenin ahlaksızlıkla doğrudan herhangi bir ilişkisini bulamadım. Hassasiyette mübalağa etmeyin. Aksi halde işler tamamen tersine dönebilir.
  4. Bir köre, “Görmemek nasıl bir şey?”, diye sorduğunuzda tatmin edici bir cevap beklemeyin. Onun size görmemeyi tarif etmesi, sizin ona görmeyi tarif etmenizden daha zordur. Bir gören, gözlerini kapattığında ya da karanlık bir ortamda görüşünü kullanmadan hareket etmeyi deneyimleyebilir ve görmemeye dair bir nebze fikir edinebilir. Görmeyen bir kişinin görmeyi deneyimlemesi ise zaten onun artık gören biri olduğu anlamına gelir. Bir köre, sen siyah mı görüyorsun, diye sormanız da mantıklı olmayacaktır. Sessizlik, işitenler için; karanlık ise görenler için vardır. Siyah görebilmek için önce renkleri görebilir olmak gerekir. Daha önce hiç görmediğiniz bir nesneye dokunduğunuzda onun rengini görmezsiniz. Siyah da görmezsiniz. Bu arada, biz de rüya görüyoruz. Buradaki “görmek”, görme eylemi değil ki. Hatta hayatının belirli bir kısmına kadar görebilen kişiler, görüşlerini kaybettikten sonra da görme ile alakalı şeyleri tasavvur edebiliyor. Beethoven’ın sağır olduktan sonra beste yapması gibi.
  5. Bir köre yardımcı olmak isterken onu, bir mahkum gibi kolundan tutup sürüklemeyin. İyi niyetiniz için teşekkür ederiz; ancak, bir kapkaççı olmanızdan endişe eden bir kör, sizi darp edebilir. Bunun örneklerini de biliyorum.
  6. Bize engel olmayın. Engellilerin eğitimine azami ihtimam gösterin.

Ramazana afiyetle ermek duası ile…

Enes DENİZ

Son güncelleme: 30 Rabî’u’l-Evvel 1442/16 Ağustos 2020

One Reply to “Kör(lüğe) Bakış”

  1. Burak Yüksek katkıda bulundu: Gören bir kişiye bir gözünü kapatmasını ve diğer gözünü açık tutmasını söyleyin. Kapalı gözü ile hissettiği, bir körünkine yakın olacaktır.
    Görenler, körlüğü bu şekilde daha iyi anlayabilirler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s