22 Lügat

Bazen kelimenin sadece bir manası var zannedip, sadece o tarif üzerinden tefekkür ederiz. Halbuki farklı alanlardaki lügatler idrak kanallarını daha …

22 Lügat

Kalp Göçü

Çelik gibi irade, pamuk gibi kalp, temiz bir fikir isteyenler buyurun yazıya… Balkan Harbi’nde İstanbul’da idik. Bulgar ordusu, Çatalca’ya dayanmış …

Kalp Göçü

Hoş geldin ya şehr-i Ramazan!..

Hep duyarız bu sözü. Şimdi bir ramazana daha erdik elhamdülillah. Bir de, “Nerde o eski ramazanlaar?”, benzeri sorular vardır büyüklerimizden duyduğumuz. Biz görmedik o özlemle yadedilen ramazanları, ama şimdi biz de soruyoruz aynı soruyu: “Nerde o eski ramazanlar?”. Bizim oruçlarımızı uyku tutardı; iftarlarda da biraz (!) riya, biraz da israf ederdik amma… birlikte olurduk. Normalde farz namazları kılmayanlar, sünnet olan teravihi cemaatle kılardı ama o vesile ile yatsı namazını da kılmış olurdu. İmamlar, namazı hızlı kıldırdıkları ölçüde beğenilirdi; ama camiler dopdolu olurdu. Sahura kadar uyunmaz ve sahurdan sonra sabah namazı kılınmadan yatılır, sonra ikindi vaktinde kalkılır ve “(İftara) kaç saat var?”, diye sorulurdu ama oruç tutulurdu. Orucu ezan okununca değil, “top patlayınca” açardık ama ikisi de aynı vakit. Hatta bazılarımız ezan okunduğu için açardı orucunu. Her nekadar, ezanın “حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ” çağrısından bihaber olsalar da… Bayram için tatil planları yapılırdı ama “şeker bayramı” adıyla da olsa bir bayram bilirdik. Şimdi tüm bunlardan mahrumuz. Seni de sadece “ihtiyacımız olunca” hatırlıyoruz ama sen bize daima rahmet ve merhametinle muamele et ya rabbi! Bizi rahmetinden de mahrum bırakma! Bu ramazanı ümmet için bir ibret kıl ki, biz daha fazla sapıtıp helak olmayalım.

Amin!

Fe-minik Oyunlar

Birkaç dakika önce sona eren bir haber bültenindeki bazı haberler, özellikle hazırlanmış gibiydi. Önce “kadına şiddet” haberleri; sonra, karantina sürecinde evdeki işleri yapan ve eşlerinden talimat alan erkeklere ait görüntüler ve sonra da kozmetik ürünleri için verilen siparişlerin olağanüstü arttığına dair bir haber…

Kadına şiddet ve “cinsiyet eşitliği” konularındaki fikirlerimi burada ayrıntılı açıklamayacağım ama gereksiz şiddetin her türüne karşıyım tabii ki. Ev işlerinin eşler tarafından paylaşılması da aslında (kadının baskısıyla değil, erkeğin rızası ve anlayışı ile) mümkün, bazen gerekli de. Bu “bazen” neyi kapsar, sorusuna cevap vermek daha zor olabileceğinden, onun neyi kapsamayacağını söyleyeceğim: Erkek ütü yaparken kadının makyaj yaptığı durumlar.

Evdesin yahu! Kime “güzel” görünmek için makyaj yapacaksın? Eşinse senin adına üzgünüm. Seni sadece kimyasallar ardına gizlendiğin vakit beğenecek biri ile evlenmiş olmalısın. Soruma başka bir cevabın varsa… yorum yapamayacağım.

Enes DENİZ

Kör(lüğe) Bakış

Körlüğü bir körün gözünden, mümkün mertebe ayetler ve hadisler ışığında görmeniz için gayret edeceğim. Tamam da, gözümüzün önünde bir COVID-19 varken, dünyanın gözü Corona Virus haberlerindeyken mi, diye sorabilirsiniz. Kusuruma bakmayınız. Göz açtırmayan yoğun programlar ve vaktin göz kamaştırıcı hızla akışı nedeni ile, şimdi, göz açıp kapayıncaya dek geçecek bu vakitte nasip oldu yazmak. Gözden kaçırdıklarım olursa mazur görünüz. Mazur görmekle göz yummak veya görmezden gelmek arasındaki fark da göz ardı edilmemeli tabii. Neyse, ben görüşlerimi aktarayım artık. Görünüşe bakılırsa fazla uzattım.

“İslam dini, engellilere değer verilmesini öğütler. Yüce kitâbımız Kur’an’ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde bu hususa çok kez vurgu yapılır. Müslüman, engellilerin de toplumun bireyleri olduğu bilinci ile hareket etmeli, onlara kardeşlik hissi ile destek vermeli, ihtiyaç duydukları konularda yardımcı olmalıdır.”

“Âmâ kardeşlerimiz… Evet, engelli olanlar, aslında onlar değil. Engelli olan biziz. Onlar, gönül gözü ile görüyorlar.”

Bu tür cümleleri ben hutbelerde, vaazlarda, sohbetlerde, konuşmalarda fazlasıyla duyuyorum. Güzel, ama söylenecek başka hiçbir şey yok mu? Muhatapta acıma ile karışık takdir uyandırma amaçlı duygusal edebiyat yapıp engellileri de “teselli etme” saçmalığı ne zaman terk edilecek? Bizim hoca taifesi dinleyenleri ağlatadursun; engelli dernekleri toplantılarında engellilere alkol ikram ediyor. Öğretmenleri, körler okulunda okuyan öğrencilere, kendilerini kör eden bir tanrının adil olamayacağını söylüyor. STK’ler, engellileri pek çok alanda himaye edip maddi yönden desteklerken kendilerine minnettar ve bağlı kılıyor, manevi olarak da istediği gibi yetiştiriyor ve reklam malzemesi olarak kullanıyor. Ailelerin (b)ilgisizliği, körlerin imanına ve geleceğine mal oluyor. En acı olanı ise mütedeyyinlerin(?) ve İslami hassasiyetleri gözetme iddiasındaki (siyasi) yapıların da diğerlerinden çok farklı olmaması. Tüm bunlar ne zaman idrak edilecek? Kör müsünüz?

Soruyu sorduksa cevabını da vermek lazım gelir. Deneyelim.

Ben konuyu körlerle sınırlayacağım. Öncelikle, üslubun yanı sıra söylenenlerin de yanlış olduğunu; Kur’an’da körlerin değer görmek bir yana, açıkça hedef alındığını ayetlerle kanıtlamak isterim.

KUR’AN’DA KÖRLERE HAKARET EDİLİYOR.

Aşağıdaki ayetleri inceleyiniz. Müslümanların on dört asırdır bu denli tazim ve takdis ederek okudukları kitapta körlere nasıl hakaret edildiğini göreceksiniz. Körlerin niçin bu kadar rahatsız olduğunu da bir nebze olsun daha iyi anlayacağınızı sanıyorum.

  • Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler. (A’raf 64)
  • Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. (Bakara 17-18)
  • Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. (Yasin 9)
  • Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi? (Yasin 66)
  • Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır. (İsra 72)
  • Allah kime hidayet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşrederiz. Onların varacağı ve kalacağı yer cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız. (İsra 97)
  • (Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.  (Hac 46)
  • Onları (azabın geleceği) belli süreye kadar, körlükleri ve şaşkınlıkları içinde kendi hallerine terk et. (Mü’minun 54)
  • Şayet o Kur’ân’ı, Arapça olmayan bir dilde indirseydik: “Ayetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Arapça olmayan bir kitap ve Arap (bir Peygamber)!” derlerdi. De ki: “O, iman edenler için hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerinse kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’ân), onlar için körlüktür. İşte bunlar, kendilerine uzak bir yerden seslenilen (insanlar gibidirler. Kur’ân’ı duymaz ve anlamazlar). (Fussilet 44)

Son olarak, aşağıdaki ayetleri örnek vereceğim:

“(Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resulüm! Onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak ve (Allah’tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.” (Abese 1-10)

Bu son örnekleri ayrı yazdım; çünkü burada iki farklı çeşit körden bahsediliyor:

Birincisi, Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem), ihtida etmeleri ümidi ile kendilerine tebliğ ve davette bulunduğu; ancak basiretten mahrum, yukarıdaki ayetlerin de muhatabı olmuş zavallılar.

İkincisi ise, görüşünü (basar), ancak pek kısa bir dünya hayatı için yitirmiş kimse. İşte, nüzulüne vesile olduğu ayetlerde zikredilen ve ikinci grubun faziletçe ilk üyesi olan kişi, bizim Abdullah ibn-i Ümmü Mektum diye bildiğimiz güzide sahabi. Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi vesellem) üç müezzininden biri ve gazvede bulunduğu vakitlerde Medine’ye vekil tayin ettiği kişi. Kur’an ve hadis hafızı. Cephede cihat etmekle mükellef olmadığı halde Kadisiye Savaşı’nda şehadet mertebesine eren mübarek insan. Allah ondan razı olsun. Şefaatini bize nasip etsin.

Aşağıdaki hadis-i kudsi de, Hz. Enes bin Malik’ten (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Abdullah ibn-i Ümmü Mektum hazır bulunduğu esnada, Hz. Cebrail tarafından müjdelendi:

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ 7)

Âmâ ama…

“Sen âmâsın ama

  • senin kalp gözün açık.”
  • üzülme. Sen cennette göreceksin.”
  • Allah bir şeyi alınca onun yerine başka bir şey veriyor. Siz daha iyi duyuyorsunuz, değil mi?”
  • sizin hafızanız çok kuvvetli. Benim, senin gibi (âmâ) bir …-ım/-im/-um/-üm var, o da böyle, insanları sesinden tanıyor.”
  • maşallah! Ne güzel müzik çalıyorsun!/Sesin ne güzel!”
  • helal olsun! Normal insanların yapamadığını yapıyorsun.”

Benim kalp gözümün açık olduğunu size kim, ne vakit kanıtladı? Vaziyet hakikaten böyle ise, bunu bilmeyi ben de çok isterim. Körleri ya da diğer engellileri günahlardan men eden ve azaptan muaf tutan bir şey mi var? Bütün engellilerin otomatik olarak cennete gitmesi gibi bir kanun yok. Varsa da ben görmedim. İstihdamda zorunlu engelli kontenjanı değil bu. Bu yazıyı Allah’ın izni ile yazmamı mümkün kılan akıl ve iradenin, nefsime uymasından Allah’a sığınırım. Siz Ebubekir ya da Aişe misiniz ki ben Abdullah ibn-i Ümmü Mektum olayım? Evet, köre güçlük olmadığı Kur’an’da buyurulmuş; ancak bu, mesul olduklarımı yapma mükellefiyetini benim üzerimden almıyor. Allah’ın, kişiye ancak taşıyabileceğini yüklediğine iman etmedik mi? Evet, cuma namazına gitmem farz olmayabilir. Camiye ulaşmam mümkünken cemaati terk etmem Müslümanlığa ne derece yaraşır peki? Gören, gözü ile mi gıybet ediyor ki görmeyen bunu yapamasın? Bu arada, görmemenin beni, harama bakmaktan alıkoyduğunu da ifade etmem gerekir. Bu ne büyük nimet!

Allah senin gözünü dünyada aldı ama sen cennette göreceksin, benzeri teselli çabalarına gelince, evvela, Allah benim gözümü almadı. Sadece görmüyorum. Ayrıca, yukarıda izah ettiğim gibi. Cennete gireceğimizi bildiniz, bir de göreceğimizi mi müjdeliyorsunuz? Siz, gaybe iman edenler misiniz, yoksa onu bildiklerini iddia edenler misiniz? “Üstteki hadis ne o zaman?”, diye soranlara yeniden hatırlatmak isterim ki o, ancak hak edenler içindir. Allah, onlardan olmayı nasip eylesin.

Görenlerden daha iyi duyduğumuz, daha doğrusu işitsel uyartıları daha iyi ve dikkatli değerlendirdiğimiz genelde doğru; doğru olduğu kadar da doğal ve gerekli. (İşitsel) hafızamızın daha kuvvetli olduğu da doğru ve bu da çok doğal. Siz yüzleri nasıl tanıyorsanız biz de sesleri öyle tanıyoruz. Görmeyenin müzik çalması veya şarkı ya da ilahi söylemesi, görenin resim çizmesinden daha garip değil.

(Profesyonel) bir okçuyla aynı isabet oranını yakalamanız ne kadar muhtemel? Siz de okçuysanız başka tabii. Peki, yıllardır ok atan birine, “Sen nasıl böyle her seferinde 12’den vuruyon kardeşim? Rastgele fırlatsan ok yine gidiyo, çat diye 12’ye saplanıyo. Biz on iki atış yapıp birini 12’ye denk getirsek ne ala!” demeniz ne kadar makul olur? Peki, ya her okçudan mükemmel yemek yapmasını beklemeniz?

* Okçuluk örneğini özellikle seçtim çünkü profesyonel olunmadan da tam 12’den vurulabilir. Görenler de daha iyi dinleyiciler olmayı öğrenebilirler.

“Normal” insanların yapamadığını yaptığımızın söylenmesi de bir başka büyük hata. Ben hiç sormadım ama bir kör size, “Ne demek istiyosun sen? Ben anormal miyim?” diye sorarsa hiç şaşırmayın. İyi niyetle de olsa, yapılan bu tür hataları affetmeyecek çok fazla kör tanıyorum. Benim de affetmeyeceğim diğer bir hata var ki, ondan sakınınız. Aşağıdakilere benzer sözleri derhal ve ilelebet terk etmenizi azami önemle rica ediyorum:

  • “Yazık! Hayat sizin için çok zor mu?”

Evet, yazık! Teselli ettiğini sanırken aciz muamelesi edenlere ne yazık! Yaptığımız küçük bir şeyi hayret ve hayranlıkla karşılayanlara/karşılar görünenlere, körlerin ancak ellerinde bir enstrümanla sokakta dilenebileceğini düşünenlere çok yazık! Evet, yapamadığımız şeyler var elbet. Okçudan aşçılık bekleyemeyiz mesela. Galiba bunu, görenler de yapamıyor. Bu arada, körlerin pek çoğu, onlara imkan veril(e)mediği için, enstrüman çalıp dilenmekten çok fazlasını gerçekten yapamıyor. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem) müezzini hakkındaki vaazları ya da Kur’an tilavet eden bir körü dinlerken göz yaşı dökenlerle, dinlediklerinden ibret almayanlar, aynı kişiler.

Zorluk meselesine gelince, bizim de sizinle aynı dünyada yaşadığımızı, elhamdülillah yaşayabildiğimizi yeniden hatırlatmam gerekecek. Çoğu şeyi benzer şekilde yapıyoruz zaten. Uzaylı falan değiliz yani. Bana, “Siz görmeden nasıl yemek yiyosunuz?” diye soranlar oluyor. Bir tabakta, sınırlı bir alandaki yemeği alıp yemek genelde çok zor değil. Yemeğe göre değişebiliyor tabii. Bir de görmeden ağzımızı nasıl bulduğumuzu soranlar var. Siz aynayla mı yemek yiyorsunuz?

Çoğu şeyi benzer şekilde yapıyoruz dediysem fark yok değil tabii. Mesela elektrik kesildiğinde şartlar eşitleniyor ve biz, görenlerin kurtarıcıları oluyoruz. Körebe oynarken orijinal bir kör ebe olmak, gözlerimi herhangi bir şeyle kapatmaya ihtiyaç duymamak ve görenleri, gerçekten görmediğime inandırmak zorunda olmamak… İmam, yatsı namazının, tamamen karanlık çöktükten sonra kılınabileceğini söylediğinde, “Hocam, ben hep yatsı namazı mı kılacağım?”, diye sorabilmek… Birine çarptığımda, görmedim, diyebilmek… Bunlar da körlüğün bonuslarından sadece birkaçı. Tabii, bu, buz dağının görünen kısmı. Bir de ancak körlerin görebileceği kısım var. Velhasıl, hayat, siz onu zorlaştırmadıkça, bizim için çok da zor değil aslında.

  • “Geçmiş olsun.”/“Allah şifa versin.”

Amin! Allah her birimize, evvela kalplerimize şifa versin. Başka ne denir ki?

Elim bir hastalığa düçar olmuş bir kişiyle konuşur gibi davranmayın. Allah cümlemize sıhhat ve afiyet versin.

Birkaç Tavsiye

  1. “Bu tarafta.”, “Bak, orda.”, “Şurdan dümdüz git.” gibi ifadeler kullanmak yerine yönlerle tarif edin ve bizim konumumuzu esas alın. Bizim karşımızdaysanız bizim sağımız, sizin solunuz olacaktır. Bir açıklama yaparken bir şeyi işaret edip, “Şunu görüyo musun(uz)?”, diye sormayın. Bunlar, çoğunu görenler oluştursa bile, içinde körlerin bulunduğu gruplar için de geçerli. Unutmanız, alışmakta güçlük çekmeniz tabiidir. Sadece daha dikkatli olmayı deneyin.
  2. Bize ismimizle hitap edin. Sadece “sen” dediğinizde bu “sen”in kim olduğunu bilemeyiz.
  3. “Kör/görme engelli” sıfatlarının bizi inciteceğini düşünerek “âmâ” kelimesini kullananlar ya da diyecek bir şey bulamayıp “senin gibi” diyenler veya kekeleyenler var. “Senin gibi” ne demek? Yaptığı işi söylemekten utandığınız bir ahlaksız için, “Onun gibilerden Allah bizi muhafaza etsin.”, diyebilirsiniz mesela. Ben, görmemenin ahlaksızlıkla doğrudan herhangi bir ilişkisini bulamadım. Hassasiyette mübalağa etmeyin. Aksi halde işler tamamen tersine dönebilir.
  4. Bir köre, “Görmemek nasıl bir şey?”, diye sorduğunuzda tatmin edici bir cevap beklemeyin. Onun size görmemeyi tarif etmesi, sizin ona görmeyi tarif etmenizden daha zordur. Bir gören, gözlerini kapattığında ya da karanlık bir ortamda görüşünü kullanmadan hareket etmeyi deneyimleyebilir ve görmemeye dair bir nebze fikir edinebilir. Görmeyen bir kişinin görmeyi deneyimlemesi ise zaten onun artık gören biri olduğu anlamına gelir. Bir köre, sen siyah mı görüyorsun, diye sormanız da mantıklı olmayacaktır. Sessizlik, işitenler için; karanlık ise görenler için vardır. Siyah görebilmek için önce renkleri görebilir olmak gerekir. Daha önce hiç görmediğiniz bir nesneye dokunduğunuzda onun rengini görmezsiniz. Siyah da görmezsiniz. Bu arada, biz de rüya görüyoruz. Buradaki “görmek”, görme eylemi değil ki. Hatta hayatının belirli bir kısmına kadar görebilen kişiler, görüşlerini kaybettikten sonra da görme ile alakalı şeyleri tasavvur edebiliyor. Beethoven’ın sağır olduktan sonra beste yapması gibi.
  5. Bir köre yardımcı olmak isterken onu, bir mahkum gibi kolundan tutup sürüklemeyin. İyi niyetiniz için teşekkür ederiz; ancak, bir kapkaççı olmanızdan endişe eden bir kör, sizi darp edebilir. Bunun örneklerini de biliyorum.
  6. Bize engel olmayın. Engellilerin eğitimine azami ihtimam gösterin.

Ramazana afiyetle ermek duası ile…

Enes DENİZ

Son güncelleme: 30 Rabî’u’l-Evvel 1442/16 Ağustos 2020